18 Ocak 2018 Perşembe

ZİYARETİ AŞURA

Sarıkamış Harekatı nedir? Binlerce şehit verdiğimiz harekat hangi yıl yaşandı?

Sarıkamış Harekatı nedir? Hangi yıl yaşandı? sorularının cevabı haberimizde. 103. yıldönümünu yaşadığımız Sarıkamış Harekatı'nda ne oldu? Harekatın sonuçları nelerdir? Harekay hangi yılda yaşandı? Kaç şehit verdik? İşte Sarıkamış Harekatı'na dair ayrıntılar...

24 Aralık 2017 Pazar 15:34
Bu haber 84 kez okundu
Sarıkamış Harekatı nedir? Binlerce şehit verdiğimiz harekat hangi yıl yaşandı?

Kategori: Belgesel

 
SARIKAMIŞ DESTANI




Sarıkamış Harekâtı (22 Aralık 1914), Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti ve Rus Hanedanlığı arasında Sarıkamış'da gerçekleşmiş, sonucu Osmanlı Devleti tarafı için büyük bir başarısızlık ile sonuçlanan bir askerî manevradır.
Batum'u savaş tazminatı olarak Rusya'ya verildi. Aynı anda, Sarıkamış da Berlin Antlaşması ile Rusya'ya verilmişti. 1914 yılında Döneminin Başkomutan Vekili olan Enver Paşa, Sarıkamış'ı geri almak amacıyla 19 Aralık tarihinde harekat planını kurmaylarına sundu. Kurmaylar manevranın başarısızlığa uğrayacağını Enver Paşa'ya birçok kez söylemiş olmalarına karşın Enver Paşa harekâtın yapılmasına karar vermiştir.
Doğuyu korumakla görevli Üçüncü Ordu dur. Kendi sayfasında gücü hakkında bilgi vardır. Cephede malzeme ve iaşe çok noksandı. Mesela mevcut 6 yıllık iaşesi için 88.000 ton buğday, çavdar ve arpa ihtiyacı olmasına karşın, Ordu ambarında 1250 ton hububat vardı. kışa girilmiş olduğu için erzağın gereği gibi taşınması, dağıtılması bir hayli güçtü. Bu güçlükte Rusların Karadeniz'deki donanma üstünlüğünün de payı vardı. Ruslar Zonguldak'ı bombalamak için 10 gemiyle denize açıldıklarında, doğuya erzak götürmekle görevli en büyük üç erzak gemisi Bahriahmer, Bezmialem ve Mithatpaşa gemilerine rast gelmiş ve onları da batırmışlardır. Bunu yanında 4000 tonluk Derne gemisinin yine Ruslar tarafından batırılması da askerin erzaksız kalmasındaki bir diğer önemli etkendir





Sarıkamış Harekâtı 
1 Kasım 1914’de sınırı geçen Ruslar, 4 Kasım 1914’te Köprüköy önlerine gelmiş bulunuyorlardı. Karaköse Murat suyu cephesinde de aynı surette ilerlediler. 5 Kasım’da Ruslar Türk sınırına taarruz için emir aldılar. Başkumandan vekili Enver Paşa 4 Kasım tarihli emrinde taarruzu emrediyordu. Bu emir verildiği sırada Doğu Anadolu’da kışın en şiddetli, sert günleri başlamıştı. Nitekim Rus ordusu da taarruz emri alasına rağmen harekete geçemiyordu. Hasan İzzettin Paşa Üçüncü Ordu’nın fikri, buralarda ve bu mevsimde taarruzdan kaçmaktı. Fikri, düşman ilerlese bile onun Erzurum Kalesine çarptıktan sonra karşı bir taarruzla ezilmesini sağlamaktı. Enver Paşa taarruz emri vermemiş olsaydı, herhalde iki orduda karşılıklı yerlerinde kalacaktı ve sonuçta “Sarıkamış Dramı” da yaşanmayacaktı.
Ana madde: 1. Köprüköy Savaşı 
3. Ordumuz ve XI. Kolordu, süvari birlikleri ve kürt aşiret askerleri 6-9 Kasım Köprüköy muharebesiyle Ruslar’ın taarruzunu kırmış ama 18. Piyade Alayı ve 30. Piyade Alayının gerilemesi yüzünden alan kaybetmişdir.
Ana madde: 2. Köprüköy Savaşı 
11-12 Kasım'da IX. Kolordu, Ahmet Fevzi Paşanin komutasinda, ve XI. Kolordu solunda olmak üzere süvari birliğinin öncülüğünde ilerlemeye başlamıştır. 3. Piyade Alayı, Köprüköy'ü elegeçirmeyi başarmıştır.
Ana madde: Azap muharebesini 
14-18 Kasım’da Azap muharebesini de kazandı.
Fakat pek hesaplı olan Ordu komutanı Hasan İzzettin Paşa, sınır gerisine çekilen Ruslar’ı takipten vazgeçince, bunun üzerine başkumandan vekili Enver Paşa bu cepheye gelmiştir. Enver Paşa Erzurum’a gelmeden önce Albaylığa yükseltilen Genel Kurmay ikinci başkanı Hafız İsmail Hakkı, 27 Kasım’da İstanbul’dan Erzurum’a gelmişti. Kendisini Enver Paşa’nın görevlendirdiğini bildirmektedir. Zaten hemen onun ardından Enver Paşa Erzurum’a gelmiştir.












Mezarlarını arayan Sarıkamış şehitlerinin
gizli kalmış günlüğü




Kars ve Ardahan, ‘93 Harbi’ diye bilinen 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslar’ın eline geçmiş 
ve
 Sarıkamış kasabasına kuvvetli bir Rus garnizonu yerleştirilmişti.

SARAYIN DAMATLARI
Birinci Dünya Savaşı’na girmemizden hemen sonra, o günlerde devletin en güçlü adamı olan ve

 ‘Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili’ ünvanını taşıyan Enver Paşa, Anadolu’nun doğusunu Rus 
işgalinden 
kurtarıp Kafkaslar’a uzanabilmek için Sarıkamış’ı hedef alan bir harekát hazırlığına girişti. Paşa’yı bu 
harekáta
 yönlendirenlerin başında, onun gibi ‘sarayın damadı’ olan bir başka asker, Albay Hafız Hakkı Bey vardı.

Ve, çoğumuzun hálá bilmediği bir husus: Türkiye’nin o günlerdeki genelkurmay başkanı Türk değil,
 bir Alman generaliydi: General Bronsart von Schellendorf!

Enver Paşa, diğer kumandanların ‘ordu hazırlıksız, üstelik kış bastırmak üzere’ yolundaki uyarılarına dinlemedi,
 Erzurum’a gitti, komutayı üstlendi, 10. Kolordu’nun başına Albay Hafız Hakkı Bey’i getirdi ve
 harekát 22 Aralık 1914’te başladı. İşin sonunun kötü olacağını kestiren bazı komutanlar, o günlerde ardarda istifa etmişlerdi.





DAĞLARA TIRMANDILAR
Paşa’nın savaş plánına göre, üç kolordudan meydana gelen 3. Ordu’nun bir bölümü Allahuekber Dağları’nı yürüyerek aşacak ve Sarıkamış kuşatılacaktı. Ama bazı komutanların ‘Sarıkamış’a ilk giren olma’ hayaliyle kendi başlarına harekete kalkışmaları, Hafız Hakkı Bey’in kaçan Rus birliklerini takip ederek kuşatma hattını lüzumsuz yere genişletmesi ve onbinlerce askeri kışlık elbiseleri olmadan karlarla kaplı Allahuekber Dağları’na tırmandırması büyük feláketi getirdi.

Birliklerimizden bazıları Sarıkamış’a girmeyi başarmalarına rağmen Ruslar tarafından yokedildiler ama asıl facia dağlarda yaşandı: Ruslar’a karşı henüz tek bir kurşun bile atmamış olan onbinlerce askerimiz soğuktan donarak sonsuz bir uykuya daldı, binlercesi de tifüsten kırıldı. 25 ve 26 Aralık günlerinde vaziyetimiz çok daha kötüleşti ve 3 Ocak’ta artık herşeyin bittiğini anlayan Enver Paşa, Albay Hafız Hakkı Bey’i ‘Paşa’ yaparak 3. Ordu’nun başına geçirdikten sonra Erzurum’a döndü. Daha birkaç gün önce onbinlerce askeri Allahuekber Dağları’na süren Hakkı Paşa 4 Ocak’ta geri çekilme emri verecek ve Sarıkamış harekátı böylesine büyük bir hüzünle noktalanacaktı.





GÖRÜLMEMİŞ SANSÜR
Enver Paşa, Erzurum’dan İstanbul’a dönüşünde Türkiye’de örneğine bugüne kadar bile rastlanmamış olan bir sansür uyguladı ve basında Sarıkamış harekátı ile ilgili olarak tek bir satır haber yahut resim çıkmadı. Sansür öylesine yoğundu ki, halk, Sarıkamış’ta nelerin yaşandığını seneler sonra öğrenebilecekti.

Ders kitaplarında bile sadece birkaç satırla geçiştirilen ama bizler için aslında Çanakkale Savaşı kadar önemli olan Sarıkamış faciası, Prof. Dr. Bingür Sönmez’in senelerdir devam eden çabaları sayesinde gündeme bu sene böyle yoğun bir şekilde geldi ve çoğumuz belki farketmedik ama, bu hatırlayış Türkiye’de bir ilke de öncülük etti: Şimdiye kadar sadece zaferlerini ve mutlu günlerini hatırlayan Türkiye, geçmişindeki bir bozgun feláketini de ilk defa Bingür Hoca’nın sayesinde anıyor!


Prof. Bingür Sönmez neşteriyle bugüne kadar binlerce kişiye hayat vermişti, öncülük ettiği Sarıkamış organizasyonuyla da şimdi onbinlerce şehidin ruhunu şádetti.

Hakkı Paşa cephede öldü karısı sürgünde can verdi

HAFIZ Hakkı Paşa, sorumlularından olduğu Sarıkamış faciasını 16. asırda düşmanlarına esir düşen Fransa Kralı Birinci Fransuva’nın ‘Şereften başka herşey mahvoldu’ cümlesiyle özetlemişti.



1879’da Manastır’da doğan Hafız Hakkı Paşa, 23 yaşında kurmay yüzbaşı oldu, Balkanlar’daki çetelerle uğraştı, bir ara Viyana’ya askeri ataşe olarak yollandı ve 1914’te henüz yarbay iken Genelkurmay İkinci Başkanlığı’na getirildi.

7 Aralık 1914’te Kafkas Cephesi’ndeki 10. Kolordu’nun kumandanı oldu ve Sarıkamış bozgunundan sonra ‘Paşa’ yapılarak 3. Ordu’nun kumandanlığına tayin edildi. Ancak paşalığı 1,5 ay kadar sürecek, akıbeti Alahuekber Dağları’nda can veren askerlerin akıbetiyle aynı olacak ve tifüse yakalanan Hafız Hakkı Paşa hayata 1915’in 15 Şubat’ında, Erzurum’da veda edecekti.

‘Vicdani’ takma adıyla gazetelere çok sayıda makale yazan, ‘Şanlı Asker’ ve ‘Bozgun’ adında iki de kitabı olan Hafız Hakkı Paşa, Sultan Beşinci Murad’ın torunlarından Behiye Sultan ile evlenmiş ve ‘Dámád-ı Şehriyári’, yani hükümdar damadı olmuştu. Kocasının hatırasına hayatının sonuna kadar sıkı sıkıya bağlı kalan Behiye Sultan, 1924’te Osmanlı Hanedanı’nın bütün mensuplarıyla beraber Türkiye’den sürgüne gönderilecek ve hayata 1940’lı senelerde Kahire’de büyük bir yokluk içerisinde veda edecekti.

Hafız Hakkı Paşa’nın Osmanoğlu ailesi vasıtasıyla bana intikal eden günlükleri, 1915’in 12 Ocak günü yazılan satırlarla nihayete eriyor, zira Paşa, o tarihten itibaren kendisini ölüme götürecek olan hastalığın pençesine düşmüş bulunuyor.

Aşağıda, Hafız Hakkı Paşa’nın günlüklerinden Birinci Dünya Savaşı’na girişimizin ve Sarıkamış Harekátı’nın öncesi ile sonrasının anlatıldığı bazı bölümleri, diline ve üslubuna dokunmadan naklediyorum:


KASIM 1914: Mateessüf, sabah, donanmamızın düşman donanmasıyla harbe tutuştuğu haberi geldi ve hemen Alman erkán-ı harbiyyesi (genelkurmayı) ile temas edildi. Mezkur erkán-ı harbiyyenin bizden şunları istediğini anladık:

- Hemen, Karadeniz’de hareket.

- Mısır istikametinde mümkün mertebe çabuk ilerlemek.

- Cihad-ı mukaddes (kutsal savaş) ilán etmek.

Ben, bunların üçünü de saçma addediyorum fakat ne yapayım? Madem ki müttefik? Dik Alman kafasına láf anlatmak da kabil değil. Bir kerre de harp başlamış! Artık olacak!



Harp nasıl başladı: Donanma kumandanına şöyle bir emir hazırlanmış idi: ‘Rus donanmasını mahvederek Karadeniz’de hákimiyet kazanınız’. Bu emir, benim kasamda duruyordu. Ancak icabında ve zamanında verilecekti. Bizim hareketimizden evvel, Nazır (Harbiye Nazırı Enver Paşa) emri istedi. ‘Şuson’a (Alman amirali) vereceğim. Kapalı bir zarf içinde. Lázım olduğu zaman emri aç! diyeceğim’ dedi. Ben şüphelendim, rica ettim, dinlemedi.

Halbuki, iş büsbütün başka türlü imiş ve Şuson kendisi Alman kafasıyla yapmış, etmiş, bizi vakitsiz bir harbe sürüklemiş. Bundan sonra artık vaziyeti selámete çıkarmak için canla-başla çalışmak lázım.

ARALIK 1914: Hastaların yemekleri ve háli bir türlü düzelemiyor. Bugün yine birçok adam dövdüm ve derken yine bir feláket karşısında bulundum:

Hastahane yanında bir hasta nefer, titrek ayaklarıyla matarasını doldurmaya gidiyor! Sordum:

- Niçin gidiyorsun?

- Ne yapayım efendim, para ile su satıyorlar. Benim param yok!

- Kim satıyor?

- .....

- ..... kim?

- Hademe.

- Haydi göster.

Yürüdük. Zavallı, canlı cenaze gibi. Hastahaneden ahıra girdik. Yine iki ölü vardı.

İçeride bir teláş. Su değil, ekmek satılıyordu. İri yarı bir çavuş. 60 para, beş kuruşa ekmek satıyordu. Öldüresiye vurdum. Taşla kafasını ezdim. Firara koyuldu (kaçmaya çalıştı). Yanımdaki mülázım (teğmen) Küçük Münir yetişti, herifi altına aldı. Bir kasatura buldum, kafasını gözünü parçaladım.

10 OCAK 1915: Hava güzel, ben hastayım. Derece-i hararetim (ateşim) 37,5. Her tarafım ağrıyor. Vaziyet yine sakin. ...Yaralılara maaşlarına mahsuben 10 kuruş verdirdim. ... yaralı çavuşların Erzurum’a sevkini emrettim.



Murat Bardakçı



Sarıkamış Şehitleri 
Gelinlik giyinmiş körpe kız gibi, 
Karlara serildi Sarıkamış’ta. 
Mevsimler ağlaştı gece buz gibi, 
Şafaklar gerildi Sarıkamış’ta. 

Mehmedim çarıksız Yemenden gelmiş, 
Pak beden mor oldu Sarıkamış’ta, 
Gök mavi yer beyaz, kefeni almış, 
Bir tufan görüldü Sarıkamış’ta. 

Hoşaftı menusu yağsız yemekler, 
Öğünler bir oldu Sarıkamış’ta, 
Ağlaştı mevcudat ve de melekler, 
Ak yaşlar nar oldu Sarıkamış’ta. 

Yıldızlar ağlaştı bulutlar indi, 
Defterler dürüldü Sarıkamış’ta, 
Namlular yırtıldı taşlar delindi, 
Bir tarih yarıldı Sarıkamış’ta. 

Cilvesidir lakin buda kaderin, 
Zor nizam kuruldu Sarıkamış’ta, 
Yaram çok ağırdır çıban çok derin, 
Silahsız vuruldu Sarıkamış’ta. 

Sarıkamış dinle tarih seslenir, 
Şehitler soruldu Sarıkamış’ta, 
Abide gerekli ruhlar süslenir, 
Emr-i Hak verildi Sarıkamış’ta. 

Bak Ömer rikkatle, bak perde perde, 
Bak Mehmet pir oldu Sarıkamış’ta, 
Şehitler ölmez Hay! Şehit her yerde, 
Cennete girildi Sarıkamış’ta. 
[/color] [/b] 

Ömer Ekinci Micingirt 
[Sarıkamış Faciasını ardındaki gerçek] Çoğu Donarak Değil Düşman Kurşunuyla Şehit Oldu


Salih Gülen tarafından hazırlanan kitap derginin danışmanlığını Sarıkamış Dayanışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Bingür SÖNMEZ yapmış. “Kara Düşen Kan, Sarıkamış” ismindeki vurguyu Salih Gülen şöyle açıklıyor. “Yıllarca Sarıkamış denildiğinde ‘Tek bir kurşun atmadan bir gecede donan 90.000 şehitten’ bahsedildi. Sanki Türk askeri göz göre göre uçuruma sürüklemiş ve orada bir gecede tamamı şehit düşmüştü. Artık bu yanlışlığın düzeltilmesi gerekiyor. Sarıkamış önlerine gelinceye kadar Ruslarla üç meydan savaşında karşılaşan, büyük kayıplar vermesine rağmen Rusların elindeki Sarıkamış’a girmeyi başaran Türk askerinin tamamının bir gecede donduğu nasıl iddia edilir anlamak mümkün değil. Emin olunuz bu cephede verilen şehitlerin mühim bir kısmı donarak değil Rus ve Ermeni kurşunlarıyla şehadete ulaşmıştır. Kitap derginin isminin Kara Düşen Kan Sarıkamış olmasının da sebebi budur.” 







Cephede donma olaylarının da çok fazla görüldüğünü bildiren Gülen, “ Özellikle büyük bir hata sonucu Allahuekber Dağları’na çıkmak zorunda kalan 10. Kolordu, bu dağlarda yaklaşık on beş bin vatan evladını kaybetti. Sarıkamış Harekâtı’nda da en fazla donma hadisesi de burada görüldü. Ancak diğer şehitlerimiz iki defa yapılan Köprüköy Muharebelerinde ve Azap Muharebesi’nde şehit verdiler bunlar dışında çok sayıda mahalli çatışmada da ciddi kayıplar verildi. ” diyerek yıllardır yanlış bilinen bir tarihî olaya açıklık getiriyor.






Dramın İlk Defa Yayınlanan Fotoğrafları 


Sarıkamış Faciası, Enver Paşa ve iktidardaki İttihat ve Terakki tarafından uzun süre sansürlenir, cephede ne yaşandığı pek bilinmez. Bu sebepten cepheye dair fotoğraf sayısı Osmanlı’nın diğer cephelerine kıyasla yok denecek seviyededir. ”Kara Düşen Kan Sarıkamış” kitap dergisinde ülkemizde konu ile ilgili şimdiye kadar yayınlanmamış çoğunluğunu Rusların çektiği pek çok fotoğrafa yer verilmiş. Eserde yer alan donmuş şehitlerin, şehitlerin toplu mezarlara taşınışının fotoğrafları yürekleri burkuyor. Rus askerlerin tam donanımlı kıyafetleri karşısında Mehmetçiğin imkânsızlığı fotoğraflarda ortaya konuyor. Fotoğrafların mühim bir kısmı Bingür Sönmez Arşivi’nden alınmış, ayrıca yayınevi de Sarıkamış ile ilgili ciddi miktarda bir fotoğraf arşivi oluşturmaya başlamış. Sayfa sınırlamasından dolayı ellerindeki fotoğrafların tamamını kullanamadıklarını belirten Salih Gülen gelecek yıllarda yapılacak yeni eserlerde bu fotoğraflara yer vereceklerini de bildirdi. 

Kışın Taarruz Edilmez Diye Bir Kural Yoktur

Sarıkamış Faciası’nın yaşanmasının sebebi olarak taarruzun kışın yapılmasının gösterilmesinin çok doğru bir yaklaşım olmayacağını söyleyen Salih Gülen “Askerî stratejide kışın taarruz edilmez diye bir kural yoktur. Hatta iyi donanımlı bir ordu kışın daha kesin neticelere ulaşabilir. Karda düşman izlerinin takibi kolaydır, düşman birliklerinin yerinin tespiti daha kolaydır. Bugün ağır kış şartları altında sınır ötesinde ve sınırlarımız dâhilinde bölücü teröre karşı başarılı bir askeri mücadele veriliyor. Sarıkamış Harekâtı’nda ise kışın taarruz edilmesinden ziyade donanımsız bir ordunun cepheye sürülmesi var. Kıyafeti, silahı, cephanesi yetersiz bir ordunun sadece dilek ve temennilerle yönetilmesi Sarıkamış Faciası’nı doğurmuştur. Ölümüne itaat eden şehitlerimizin huzurunda saygıyla eğiliyoruz ruhları şad olsun.”
Anahtar Kelimeler: Sarıkamış, şehitler, Destan,

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    GAZETE MANŞETLERİ
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ?Sitemizi araştırmalarınız için yeterli buldunuz mu?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV