15 Kasım 2018 Perşembe

ZİYARETİ AŞURA

Hz. HATİCE'NİN (a.s.) VEFATI

RAMAZAN AYININ ONUNCU GÜNÜ, İSLAM PEYGAMBERİ VE İSLAMIN EN BÜYÜK MÜDAFİLERİNDEN Hz. HATİCE'NİN VEFAT YILDÖNÜMÜ

26 Mayıs 2018 Cumartesi 17:38
Bu haber 349 kez okundu
Hz. HATİCE'NİN (a.s.) VEFATI


HZ. HATİCE’NİN [S.A.] KISACA HAYATI


Büyük İslâm kadını, müminlerin annesi, Allah Resul’ünün değerli zevcesi Hz. Hatice [s.a.] hicretten 68 yıl önce, asil bir ailede dünyaya geldi. Babası Huveylid, Kureyş’in büyüklerinden ve servet sahibi birisiydi. Annesi Fâtıma ise Mekke'nin tanınmış ve iffetli kadınlarından sayılırdı.

Cahiliyet zamanında yaşamalarına rağmen böyle değerli bir ailede yetişen Hz. Hatice, öylesine şeref, haysiyet, iffet ve temizlik dolu bir hayat yaşıyordu ki toplum içerisinde "Tahira" [temiz] diye meşhur olmuştu. Hâlbuki nefsani heveslerini ve şeytani arzularını gerçekleştirmesi için her türlü maddî imkâna sâhip idi.


O, hatta İslam’dan önce dâhi, insanın değer ve üstünlüğünü paraya-pula, dünya malına, ırka, makama değil, onda bulunan güzel sıfatlara, insani ve ahlaki değerlere  bağlıyordu. O gün Mekke'nin en zengin, en ileri gelen şahsiyetlerinin [Ebu Süfyan, Ebu Cehil, Akabe b. Ebi Muayt gibi] evlenme tekliflerini reddetmiş ve gözü sürekli fazilet, insanlık, dürüstlük, sadâkat vb. sıfatlara süslenmiş birisini aramış ve Allah Resul’ünü tanıyıncaya kadar başka birisiyle evlenmeye gönlü rızâ göstermemişti. Fakat Resulü Ekrem’le tanıştıktan sonra, Hazret ‘in fakirlik ve öksüzlüğüne bakmamış, bizzat kendisi evlilik teklifinde bulunmuştu.

Hz. Hatice’nin bir başka özelliği ise o değerli insanın nedenli akıllı, basiret ve dirayet sâhibi oluşudur. Öyle ki babasını cahiliyet zamanında meydana gelen "Ficar" harbinde kaybetmesinin ardından, babasından kalan serveti büyük bir dirayet ve basiretle ticarete atmış ve gün geçtikçe servetini artırmış ve Mekke'nin en önde gelen zenginleri arasına girmişti.

Tarih Hz. Hatice’nin serveti hakkında şöyle diyor: "Onun sadece ticaret yaptığı mallarını 80 bin deve taşıyordu. Dört yüz hizmetçi onun ticaret vesaire işlerini yürütmekle görevliydi."

Bu servete sâhip olan Hz. Hatice fakirlere, düşkünlere yardım etmeyi de ihmal etmemiş ve bu âdetini Resulullah’la evlendikten sonra da devam ettirmişti."


Evet, küçük bir malını kaybetmekle dünyaları yıkılan veya başkalarına en ufak bir şey verirken canları çıkan, çoğu insanların tam aksine Hz. Hatice bütün servetini Hz. Resulullah’ın ayağına dökmüş ve O’nun yüce hedefi için sadece kendi servetini değil, canını dâhi adamıştı ve o yüce hedef uğruna bütün çilelere severek katlanmıştı.

Burada Hz. Hatice’nin Hz. Resulullah’la evlenme olayına geçmeden önce şunu hatırlatmamız gerekir ki birçok muhakkik âlim ve tarihçinin de dediği ve çeşitli delillerle ispatlamaya çalıştığı gibi, Hz. Hatice Resûlü Ekrem'den [s.a.a] önce kimseyle evlenmemiş ve bâkire olarak Allah Resûlü ile ilk evliliğini gerçekleştirmiştir. Biz makalemizin sonunda bu iddiayı delilleriyle birlikte sizlere ispatlamaya çalışacağız inşallah.


Evet dediğimiz gibi Hz. Hatice uzun yıllar beklemiş ve bütün Kureyş kabilelerinin büyüklerini reddederek Resulullah gibi manevi değerlerle donatılmış birisini aramış ve karşılaşınca da bizzat kendisi evlenme teklifinde bulunmuştur. Öte yandan Allah Resulü de Hz. Hatice kendisinden bir hayli yaşlı olmasına rağmen, onda gördüğü fazilet, iffet ve insâni değerlerden dolayı O’nun evlilik teklifine seve-seve olumlu cevap vermiş ve evlenmişti.

Bazı batılı yazarlar, İslam’a ve Resulullah’a olan düşmanlıklarından dolayı, Allah Resul’ünün Hz. Hatice’nin servetinden dolayı Onunla evlendiğini ortaya sürmüşlerdir. Hâlbuki Resulullah'ın hayatını az da olsa araştıranlar biliyorlar ki Resulullah’ın asla değer vermediği şeylerden birisi de dünya malı idi. Kaldı ki evlenme teklifinde bulunan, Resulullah [s.a.a] değil bizzat Hz. Hatice'nin kendisi idi. Sonra Resûlü Ekrem’in evlendikten sonra Hz. Hatice’ye gösterdiği  sevgi, muhabbet ve saygı [ki bu Hz. Hatice’nin ölümünden sonra bile bütün sıcaklığıyla devam etmiş ve hatta bu durum bâzı diğer hanımlarının kıskançlık duygularını kabartmış ve Resulullah’a itirazda bulunmuşlardı] en açık şekilde Allah Resûlü’nün Hz. Hatice’nin serveti değil, fazilet ve insâni değerlerinden dolayı onunla evlendiğini gösteriyor. Evlendikten sonra dahi Hz. Hatice, gönüllü olarak servetini İslâm yoluna harcamış ve hiçbir zaman Resulullah bu konuda bir teklifte bulunmamıştı. Nitekim bu servetin hepsi İslâmî hedefler uğruna harcanmış ve kendileri için hiçbir şey biriktirmemişlerdi.

Şimdi tekrar Hz. Hatice’yle Resulü Ekrem’in [s.a.a] evlenme olayına dönelim. Önce de dediğimiz gibi, bu iki büyük şahsiyeti birbirine yakınlaştıran ve hayatlarını birleştirmelerine vesile olan şey, asla maddî değil, tamamıyla manevi ve İlahî Saiklerden ibaretti.

Şimdi bu iddiamızı kanıtlayan delillerden sadece bir kaçını sizlere aktarmakla yetineceğiz:

1- Hz. Hatice’nin kölesi olan ve Hz. Muhammed’le [s.a.a] ticaret  seferine çıkan Meysere isimli zat, yolculuk esnasında Kureyş Emini'nde gördüğü kerâmetleri ve Şam rahibinden O’nun hakkında duyduğu sözleri Hatice’ye anlatırken Hz. Muhammed’e karşı içinde aşırı bir sevgi duyarak şöyle diyordu: "Yeter artık Meysere! Muhammed’e karşı sevgimi iki kat artırdın, git seni azat ettim, karın da senin olsun, ayrıca iki yüz dirhem, iki at ve bir kıymetli elbiseyi  sana bağışladım." Ondan sonra Meysere’den duyduklarını Arap bilgini Varaka b. Nevfel’e anlatıyor, Nevfel de: "Bu kerametlerin sahibi Arabî Peygamber'dir" diyordu.

2- Bir gün Hz. Hatice evinde oturmuş, cariye ve köleleri etrafını sarmıştı. Bir Yahudi âlimi de o mecliste bulunuyordu. Bu sırada Kureyş genci [Hz. Muhammed [s.a.a]]  Hatice’nin evinin yanından geçiyordu. Yahudi âliminin gözü Peygamber'e ilişti. Peygamber'den birkaç dakikalığına  meclise katılmasını istedi. Resulü Ekrem [s.a.a] Yahudi âliminin ricası üzerine meclise katıldı. Hz. Hatice Yahudi âlimine dönerek şöyle dedi: "Eğer O’nun amcaları senin bu soruşturma ve teftişlerinden haberdar olurlarsa, kuşkulanır ve kötü bir tepki gösterirler, çünkü onlar yeğenleri hususunda Yahudilerden korkuyorlar." 


Yahudi âlimi bu sözleri duyunca  "Sen ne diyorsun? Muhammed’e kim zarar verebilir? Oysa Allah O’nu, nübüvvetin hatmi ve halkın hidayeti için seçmiştir." dedi. Hatice: "Onun böyle bir makama erişeceğinin delili nedir?" diye sorunca, o şu cevabı verdi: "Ben ahir zaman peygamberinin alâmetlerini Tevrat’ta okumuşum. Onun alâmetlerinden bazıları şöyledir: Onun Babası ve Annesi ölür, ceddi ve amcası O’nu himâyeleri altına alırlar. O Kureyş’ten bir kadınla evlenir." Sonra Hatice’ye dönerek şöyle dedi:  "Ne mutlu O’nun eşi olma iftiharını elde eden kadına!"


3- Arap bilginlerinden olan Hatice’nin amcazâdesi Varaka’nın Ahdeyn [Tevrat ve İncil] kitapları hakkında çok bilgisi vardı. Varaka defalarca şöyle demişti: "Kureyş'ten bir kişi, Allah tarafından insanları hidayet etmek için görevlendirilecek ve Kureyş’in zengin kadınlarından biriyle evlenecektir." Hatice de Kureyş’in zengin kadınlarından olduğu için Varaka ara sıra  O’na, "Bir gün gelir ki yeryüzünün en üstün, en şerefli erkeğiyle evlenirsin" diyordu.

4- Bir gece Hz. Hatice rüyasında güneşin Mekke üzerinde döndüğünü  ve yavaş yavaş aşağı inerek O’nun evine girdiğini gördü. Rüyasını Varaka’ya anlattı. Varaka O’nun rüyasını şöyle tabir etti: "Şöhreti âlemi tutacak büyük birisiyle evleneceksin."


İşte bütün bunlar ve Allah  Resul’ünün harikulade şahsiyeti ve manevi faziletleri, Hz. Hatice’nin yıllardır düşlediği ve o yaşa kadar beklediği yegâne insanı ona tanıtmıştı. Hz. Hatice, bilâhare Hz. Muhammed [s.a.a] ile evlenmeye karar vererek, bir vasıtayla bu arzusunu O’na bildirdi. Resulü Ekrem de, onda olan değerleri, onun fazilet, iffet ve dirayetini bildiği için bu isteğine olumlu cevap verdi.


Evlenmenin nasıl gerçekleştiği hakkında tarihçiler şöyle yazıyorlar: Hz. Hatice’nin bizzat kendisi bu evliliğe meyilli olduğunu açıklayarak şöyle demişti: "Amcaoğlu! Ben senin kendi kavmin arasında olan izzet ve azametin, doğruluğun emânettarlığın ve güzel huyun için seninle evlenmek istiyorum." Kureyş'in Emini de ona şöyle cevap vermişti: Amcalarıma haber verip onlara danışmam gerekir." Bu bazı tarihçilerin yazdığıdır. Fakat tarihçilerin çoğu Hz. Hatice’nin mesajını Aliyye kızı Nefise’nin şu şekilde  Peygamber'e ulaştırdığını yazıyorlar:

"Ya Muhammed! Niçin hayatını temiz bir eşle aydınlatmıyorsun? Eğer seni güzelliğe servete, şerâfet ve izzete dâvet edersem kabul eder misin?  Peygamber: "Kimi kastediyorsun?" deyince, "Hatice’yi" diye cevap verdi. Peygamber şöyle buyurdu: "Hatice bu işe razı olur mu? Onunla aramızda çok fark vardır! Nefise, "Ben onu razı ederim, yeter ki sen bir vakit tayin et de Hatice’nin vekili Amr b. Esed ile senin akrabaların bir araya toplansınlar ve nikâh merasimini yerine getirsinler" dedi.


Resulü Ekrem bu hususta değerli amcası Ebû Tâlib’e danıştıktan sonra, Kureyş büyüklerinin de katıldığı görkemli bir toplantı düzenlendi. Önce Ebû Tâlip Allah’a hamt ve senâ ile başlayan bir hutbe okuyarak yeğenini tanıttı. Ardından Hatice’nin akrabalarından olan Varaka b. Nevfel de  bir hutbe okuyarak Hz. Muhammed’in ve kavminin üstünlük ve fazlını itiraf edip bu evliliğe râzı olduklarını ilan etti. Nikâh akdi okundu ve mihriye olarak dört yüz dinar veya bazı rivayetlere göre yirmi deve tayin edildi ve böylece izzet, fazilet ve saadet dolu  bir hayatın temeli atılmış oldu.


Bu mübarek evlilik takriben 15 yıl sürdü ve Hz. Hatice 65 yaşında iken  gözlerini  dünyaya kapadı ve şeref, izzet ve iftihar dolu bir hayatı geride bıraktı. Hz. Resulü Ekrem [s.a.a], Hz. Hatice hayatta olduğu müddetçe başka biriyle evlenmemiş ve O’na olan sonsuz saygı ve muhabbetini böylece ortaya koymuştu.


Hz. Hatice, Resulü Ekrem [s.a.a] peygamberliğe seçilir seçilmez O’na iman etmiş ve böylece ilk Müslüman kadın olma iftiharını da diğer iftiharlarına eklemişti. O yüce kadın, Allah Resul’üne [s.a.a] iman ettikten sonra daima Resulullah’ın yanında olmuş ve bu büyük görevinde var gücüyle O’na yardımcı olmaya çalışmıştı. Bu doğrultuda bütün kınamalara, bütün çilelere, işkencelere katlanmış ve uzun müddet Mekke’de ilk Müslüman olan erkek Hz. Ali [a.s] ile birlikte tek başlarına Resulullah’ın yanında yer alarak, Onunla birlikte müşriklerin gözü önünde Mescidi Haram’da namaza durmuş ve bütün bir küfür ve şirk cephesine karşı durmuşlardı.



Hz. Hatice’nin bir başka özelliği, Allah Resul’ünün mübarek neslinin ondan devam etmesidir.  Zira Hz. Mariye hariç [ki onun oğlu İbrahim küçük yaşta vefat etmiştir] diğer hanımlarının hiçbirisinin çocuğu olmamıştır.


Evet, Hz. Hatice, Fâtıma gibi bir evlâdı dünyaya getirme saadetine nail olmuş ve Resulullah’ın mübarek nesli kendisinden devam etmiş ve hepsinden önemlisi on bir masum İmamın büyük annesi olma şerefini kazanmıştır.  Hz. Hatice’nin erkek evlatları ise küçük yaşta dünyadan gitmiş ve yaşamamışlardır.


Hz. Hatice’ye isnat edilen Zeynep, Ümmü Gülsüm ve Rukayye isimli kızlar hakkında ise ihtilaf vardır. Bazıları onların Hz. Peygamber’in evlatları olduğunu söylemiş, bazıları ise Hz. Hatice’nin önceden başkalarıyla evlendiğini söyledikleri için onların Hz. Hatice’nin önceki kocalarından olduklarını ve böylece Hz. Muhammed’in üvey evlatları olduğunu söylemişlerdir. Ancak sonra da ispatlayacağımız üzere Hz. Hatice önceden evlenmediği için bu görüş yanlıştır. 


İnşallah delilleriyle ispatlayacağımız üzere bu kızlar Hz. Hatice’nin kız kardeşi "Hâle"nin kocasının kızlarıdır ki, kocasının vefat etmesi üzerine onlarla birlikte bacısı Hz. Hatice'nin himâyesi altına girmiş, daha sonra Hâle de vefat edince Hz. Hatice'nin kefâleti altında kalan kızlar, Hz. Hatice Resulullah’la evlendikten sonra Allah Resul’ünün kefâleti altına girmiş ve onların saadet hanelerine intikal etmişlerdir. Biz, konunun dağılmaması için bu bölümü makalenin sonunda ayrıyeten ele alıp delilleriyle birlikte ispatlamaya çalışacağız.

Burada Hz. Hatice’nin makam ve faziletinin daha iyi anlaşılması için Resulullah’ın bazı hadislerini nakletmeyi uygun buluyoruz:


Bir hadisinde şöyle buyurmuştur: "Hatice cennetin faziletli kadınlarındandır." Hz. Ali [a.s] den şöyle nakledilmiştir: "Resulullah [s.a.a] bir gün hanımlarının yanında Hatice’den söz ederek ağladı.  Bunu kıskanan Âişe: "Beni Esed’in şu kırmızı, ihtiyar kadınının neyine ağlıyorsun?  Allah sana daha genç birisini nasip etmemiş mi?" diye itirazda bulundu. Allah Resulü bundan çok rahatsız oldu, öyle ki başının tüyleri titremeye başladı ve şöyle buyurdu: "Hayır Allah’a andolsun ki, Hatice’den daha iyisini bana nasip etmemiştir. O, korku ve buhran dolu bir zamanda bana iman etti ve İslâm yolunda her türlü fedakârlıktan ve bana yardımdan geri durmadı."


Yine şöyle buyurmuştur: "Allah’a andolsun ki, Allah bana Hatice’den daha iyisini nasip etmemiştir, herkes beni inkâr ettiği sırada, o bana iman etti. Herkes beni yalanladığı zaman, o beni tasdik etti. İnsanlar beni mallarından mahrum bıraktıkları sırada, O kendi servetiyle benim yardımıma koştu. Allah, O’ndan bana evlat nasip etti [başka hanımlarımdan değil]."

Evet, Allah Resulü Hz. Hatice'yi vefatından sonra da hiçbir zaman unutmaz ve hatta Hatice’nin dostları ve arkadaşlarına dâhi fevkalâde saygı gösterir ve sürekli onlara hediyeler gönderir ve iyilikte bulunurdu.


Hz. Hatice’ye fazilet ve üstünlük olarak bu yeter ki Yüce Allah Cebrail [a.s] vasıtasıyla O’na selam gönderiyordu. Bunu son olarak vereceğimiz ziyaret metninde görebilirsiniz.

Evet, Allah Resul’ünün gözünde böyle yüce bir makam ve değer sahibi olan ve O’nun en büyük yardımcılarından sayılan birisinin ayrılığı ve vefatı da pek tabiidir ki O’nun derinden yaralanmasına ve üzülmesine neden olmuştur. Nitekim Resulullah [s.a.a] Hz. Hatice ile birlikte, diğer büyük hamisi Hz. Ebu Talib'i de aynı yılda kaybedince o yılı "Hüzün Yılı" diye adlandırılmıştır.

Artık iki büyük hami, ahiret yurduna göçmüş ama her biri yerine bir diğer hamiyi bırakıp gitmişlerdi. Ebu Talip, oğlu Hz. Ali'yi ve Hatice de, kızı  Hz. Fatıma'yı. Artık bu görev onların omuzlarına ağırlık etmekteydi.


Allah Resulü hastalanıp ölüm döşeğine düşen Hz. Hatice’nin başucuna gelip O’nu şöyle müjdelemişti: "Ey Hatice, sevin ki Allah seni İmran kızı Meryem ve Firavun’un zevcesi Asiye’yle eşit kılmıştır."


Allah’ın selamı rahmet ve bereketi o yüce İslâm kadınının üzerine olsun ve bizi onun ve kızı Fâtıma’nın, kocasının ve evlatlarının yolundan ayırmasın ve kıyamette şefaatlerine nail eylesin.

Evet, Hz. Hatice, hayatının bütün yönleriyle, iffeti, hayâsı, takva ve temizliği, ibadet ve itaati, fedakârlık ve dünyaya meyilsizliği, kocasına olan itaat ve teslimiyeti ve Allah yolunda ona yardımıyla ve bilahare yetiştirdiği evlatlarıyla bizler için büyük örnektir.

Burada son olarak hem Hz. Hatice’nin faziletlerini daha iyi anlamak, hem de O’nun ziyaretinde, Hz. Hatice için nakledilen şu ziyâretnameyi de tercümesiyle birlikte huzurunuza takdim ediyoruz:


"Selam olsun  sana, ey müminlerin annesi. Selam olsun sana, ey Resullerin efendisinin zevcesi. Selam olsun sana, ey dünya kadınlarının efendisi olan Fâtımet-üz Zehrâ’nın anası. Selam olsun sana, ey ilk iman eden kadın. Selam olsun sana, ey malını, servetini Seyyid-ül Enbiya’nın yardımında sarf eden, O’na elinden gelen hiçbir yardımı esirgemeyen ve düşmanlar karşısında O’nu müdafaa eden. Ey Cebrail’in kendisine selam verdiği ve yüce Allah’tan kendisine selam getirdiği kimse. Ne mutlu sana Allah’ın verdiği fazl-u ihsandan dolayı. Allah'ın selamı, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun."

 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    GAZETE MANŞETLERİ
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ?Sitemizi araştırmalarınız için yeterli buldunuz mu?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    SAYFALAR
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV