23 Eylül 2017 Cumartesi

FURU-İ DİN

EHL-İ BEYT MEKTEBİ İNANÇLARI Din iki bölümden oluşur. 1-İtikat ve inanç boyutu: Buna, kısaca usul-i din (dinin esasları) denir. 2-Amel ve fiil boyutu: Buna da kısaca furu-i din (dinin teferruatı) denir Furu-i din İlahi dinde uyulması, yapılması ve sakınılması ön görülen yasa ve ilkelerdir. Bu ilkeler: NAMAZ, ORUÇ, ZEKÂT, HUMS, HAC, CİHAD, İYİLİĞİ EMRETMEK; KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK, TEVELLA, TEBERRA;

16 Aralık 2012 Pazar 15:39
Bu haber 15138 kez okundu
FURU-İ DİN
 Namaz Allah’ı anmaktır, Namaz, kul ile yüce Allah arasında sürekli bir irtibat vesilesidir. Allah Teâlâ; Kuran-ı 
1/NAMAZ:
Kerimde ‘’Bilin ki ancak Allah’ı anmakla kalpler güvene kavuşur.’’(Ra’d Suresi 28) diye buyurmakta. Namaz, insanın Allah’a yönelmesini, O’na bağlanmasını sağlar. İftitah tekbiri, Fatiha ve sonra bir surenin okunması, rükû, secde, teşehhüt ve selam nazmın diğer vacip ve şartları insanın kalbini Allah’a yönlendirecek şartlara sahiptir. Namaz kılan bir mümin, her gece ve gündüz, beş defa bütün varlığıyla Yaratana yönelmekte On’unla raz‘u niyaz etmekte ve içini ona dökmektedir.
NİÇİN VE NASIL NAMAZ KILMALIYIZ? 
İbadet ve namazlarımızı Allah'ın, Peygamber Efendimizin ve Ehlibeyt İmamlarının buyurdukları şekilde yerine getirebilmemiz için şunlara dikkat etmemiz lazım:
1- Bilinç ve Şuurla Olmalıdır:
Düşünülmeden ve akletmeden, körü körüne yapılan ibadetlerin sevap ve değeri yoktur. Yani, insan namaz kılarken, yüce Allah'a ihlâsla yönelmeli, ibadetinin, zikir ve dualarının, manasını ve kimin karşısında durup neler söylemekte olduğunu iyice bilmelidir.
Peygamber efendimiz (Ona ve Ehlibeyt'ine selâm olsun) şöyle buyuruyor:
"Dikkat ve bilinçle kılınan iki rekât namaz, gaflet içerisinde ibadetle geçen bütün bir geceden daha iyidir."[1]

2- Aşk ve Muhabbetle Olmalıdır:
Tembellik, hâlsizlik ve uyuşuklukla kılınan namazın, insan üzerinde hiç bir tesiri olmaz. Namaz kılan kimsenin gönlünde, Allah'ın muhabbet ve sevgisinin yer etmiş olması, ona bunca nimetleri bahşeden yüce Allah'a aşk ve iştiyakla yönelip namazını kılması gerekir. Namazını, şefkat ve rahmetiyle, ona bu kadar nimetleri veren yaratıcısına şükrederek, muhabbet ve iştiyakla eda etmelidir.
Allah Resulü (s.a.a), namazı gözünün nuru olarak nitelendirmekte ve: "Ezanın sesini duyup da ilgisiz kalan bir kimse, kendisine yazık etmiştir" buyurmaktadır.[2]
İbadet ve namaza olan iştiyak öyle şiddetli olmalıdır ki, namaza davet anlamında ezanın sesini işitmekle her işten el çekip, kâinatın yaratıcısının huzurunda namaza durmak için acele etmelidir.
3- İhlâs ve Samimiyetle Olmalıdır:
Kur'an-ı Kerim'in emriyle din ve dinle ilgili işlerde ihlâs olmalıdır, niyet ve hedef, sadece ve sadece Allah'ın rızası olmalı, başka hedef ve gayeler onlara karışmamalıdır.
"Oysa kendilerine, dini yalnız Allah'a halis kılarak, Allah'ı birleyenler olarak O'na kulluk etmeleri emredilmişti."[3]
Riya ve gösteriş, bir çeşit şirktir. Yapılan bir işte riyakârlık olursa, o işin hiç bir değeri kalmaz. Yüce Allah da, kendisinin rızası dışında, gösteriş ve halkı aldatmak için kılınan namazı kabul etmez, ona sevap da vermez.
İhlas ve samimiyetle yapılmayan ibadet, cansız bedenden farksızdır. Namazın ruhu, ondaki ihlâs ve samimiyettir.
4- Huşu ve Korkuyla Birlikte Olmalıdır:
Bazıları namazda çok dalgındırlar, elleri, başları ve elbiseleriyle oynarlar, o tarafa, bu tarafa, şuna buna bakarlar. Hem namaz kılarlar, hem de etraftaki konuşmalara kulak asarlar. Bunlarda bedenî sükûnet ve kalp dikkati olmaz. Bütün saydığımız bu hasletler kişilerin namazlarında tevazu ve huşuun (Allah korkusunun) olmadığının nişaneleridir.
Namazda huşu içerisinde olmak; namaz kılanın, kalbi Allah'la ve yönelişi yaratıcısına olmalıdır; bedenî huzur ve ruhî itminanı olmalı, gerçekten de her şahsiyetten ve her makamdan daha yüce, her güçlüden daha güçlü olan yüce Allah'ın huzurunda olduğunu, içten hissetmelidir.
Bir hadis-i şerifte: "Allah'a sanki O'nu görüyormuşsunuz gibi ibadet edin"[4] buyrulmaktadır.
Eğer bu hâl ve durum üzerinde bulunursanız, yüce Allah'ın, "gerçek müminler" olarak vasıflandırdığı merhaleye ulaşırsınız. Bunların sıfatlarından birisini yüce Allah şöyle açıklıyor:
"O müminler ki namazlarında huşu içerisindedirler."[5]
Yüce Allah'ın beğendiği bu vasıflardaki namazla; peygamberlerin, imamların, pak ve üstün insanların namazlarıyla kendi namazını karşılaştıran bir insan, kendisinden ve de kıldığı namazdan utanç duyar.
Keşke yüce Allah'ın beğenip kabul edeceği namazı kılmaya muvaffak olabilseydik! Allah, böyle bir namaza pek büyük sevap ve mükâfat verir.
Namazı devamlı ve de düzgün bir şekilde kılmak gerekir. Çünkü namaz konusunda gevşeklik, önem vermeme ve de bazen kılıp bazen kılmama büyük bir günahtır.
[1] - Bihar'ul-Envar, c.84, s.259
[2] - Nehc'ül-Fesaha, 132. Konuşma
[3]- Beyyine Suresi, 5. Ayet
[4] - Misbah'üş-Şeria, s.8
[5]- Mü'minun Suresi, 2. Ayet

NAMAZIN’IN FAZİLETLERİNDEN
1. Namaz, amellerin en üstünü, çekirdek bir ibadettir: Nasıl Fatiha Kuran’a fihristedir, namaz da ibadetlere fihristedir. Mesela; namaz esnasında yiyip içmemekle oruç, her gün bize verilen yirmi dört saatten bir saatini namaza ayırmakla vakte ve bedene ait zekât, kıbleye yönelerek Kâbe’yi karşımıza almakla hac ibadetinin numunesini içerir. Bunun beraberinde meleklerin, hayvanların ve bitkilerin ibadetlerini de temsil eden bir ibadet olmasıyla secdede, rükûda, kıyamda Allah’ı zikretmekte olan meleklerin ibadetlerini, hem taş ve ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andırır.
Namaz kılan insan, yeryüzünü büyük bir mescit tasavvur eder. Namazında, mealen, “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” diyerek, yeryüzündeki bütün müminler namına, bütün varlıklar hesabına ve vücudundaki bütün zerre ve hücreler adına Rabbine ibadet eder ve dua eder.
İşte insanı insan kılan ve diğer mahlûklardan ayırarak eşref-i mahlûkat yapan bu hususiyetidir. Yani kendi ibadetiyle beraber sair mahlûkatın da ibadetlerinin farkına varması ve bu şuur ile bütün ibadetleri Allah’a takdim etmesidir. Bu küllî vazifeyi de namaz ile yapar. Yani insan namaz ile yerlerin ve göklerin ilâhı olan Allah’a sevgili olduğu gibi, yeryüzüne halife ve sultan ve hayvanata reis ve komutan olur ve bütün mahlûkatın üstüne çıkar.
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şunu bilin ki, en hayırlı ameliniz namazdır.” (İbnü Mâce)


2. Namaz, âdetleri ibadete çevirir: namaz, diğer mubah dünyevi amelleri güzel bir niyet ile ibadet hükmüne geçirir. Namaz kılanın oturması, yatması, yemek pişirmesi ve çalışması gibi dünyevî ve sıradan işleri basitlikten çıkar ibadet hükmüne geçer. Gün içinde toplam bir saatini namaza ayırmakla diğer yirmi üç saati hayat bulur. Ahrete güzel ve kârlı bir yatırım yapar. Hatta yapılan iyiliklerin ancak namazla hayat bulduğunu şu iki hadis-i şerif ikaz eder.


3. Namaz Berekete sebeptir: namaz, çalışanın kazancında berekete vesile olur. Geçim derdine dalarak namazın terk edilmesi ve ardından “çalışmak da ibadettir” sözleri vicdanı susturma çabasından başka bir şey değildir. Çünkü çalışmak ancak namaz kılmakla ibadet olur. Kuran’da Rabbimiz:“Ehline namaz kılmalarını emret. Kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz. Sana rızık veren biziz.” (Taha, 132) buyurarak insanın asıl vazifesini hatırlatmaktadır.

4. Namaz, cisme sıhhat, ruha, kalbe ve akla huzur verir: namaz kılan insan; fıtratın gayesi ibadet olduğu için, vazifesini yerine getirmiş olmanın rahatlığını duyar. Rabbine itaat etme lezzetini hisseder. Namaz, cisme hiçbir şekilde külfet olmayıp harekâtıyla bedenin şifasına vesile olduğu gibi, ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatını sağlar. Huzeyfe, “Efendimiz (saa)’ı herhangi bir şey üzecek olursa namaz kılardı” demiştir. Namaz kılmayan insana yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan Allah’ın tekrar tekrar emrettiği namaza karşı yaptığı tembellik, elbette manevî, büyük bir azap ve sıkıntı verir. Bu azap insanın küçük bir vazifesizlikle küçük bir âmirinden aldığı ikaz sıkıntısından elbette çok daha ağırdır. Namazı terk etme cezası olarak hem kalbî, hem ruhî sıkıntılar çeken namazsız insan o sıkıntı ve huzursuzluktan kurtulmak için kendini eğlenceye sevk eder. Sefih eğlenceler de ahlâkını bozar. Böylece dünyası ve ahretine dair ümitsiz bir hayat geçirmek suretiyle acı bir zarara uğrar.

5. Namaz, imanı artırır, şirk ve küfürden uzaklaştırır: Namazın hakkıyla eda edilmesi, imanı ziyadeleştirir, kuvvetli ve sabit kılar ve kulu Allah’a yakınlaştırır. Günde beş vakit huzura çıkmakla kalplere ve akıllara Allah’ın büyüklüğünü idrak ettirir ve ilâhî kanuna itaate sevk eder. Allah’ın rızasını kazandıracak sair ibadetlere de şevk verir. Namaz günahlara ve kötülüklere karşı sakınma ve nefret hissi uyandırırken, namazsızlık günaha cesaret verir. Efendimiz (saa) şu hadis-i şerifleriyle, ümmetine namazla imanlarını muhafaza etmelerini ikaz etmiştir:

“Kişi ile şirk ve küfür arasında namazın terki vardır.” (Müslim)

"Temizliğini tam yapıp beş vakit namazı sürekli vakitlerinde kılanın namazları kıyamet günü kendisi için nur ve delil olur.” ( Ahmet, İbni Hıbban)

“Bir namazı kasıtlı olarak terk eden kişi Muhammed (s.a.a)’ın ümmetinden uzaklaşmış olur.” ( Ahmet, Bey haki)

6. namaz kötülüklerden alıkoyar: “İman eden kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar”(İbrahim, 31) ayetinden anlaşılıyor ki iman namazı netice verir. “(Ey Resulüm!) Kitaptan sana vah yedileni oku ve namazı hakkıyla eda et! Şüphe yok ki namaz, çirkin işlerden ve kötülüklerden (insanı) alıkoyar. (namaz kılarak) Allah’ı zikretmek ise, elbette (her şeyden ) en büyük olandır. Ve Allah ne yaparsanız bilir.” (Ankebut 45) ayetinden anlaşılan ise namazın hakkıyla eda edildiğinin alâmeti, kötülüklerden alıkoymasıdır. Demek ki, kâmil bir imandan dosdoğru bir namaz, dosdoğru bir namazdan ise güzel ahlak ortaya çıkacaktır.

“Sahih ve doğru bir şekilde namaza devam edildikçe iyilik artar. Resulullah (saa)’dan rivâyet olunmuştur ki: ‘Kim bir namaz kılar da, o namaz kendisini açık ve gizli kötülüklerden alıkoymazsa o namazla Allah'tan uzaklaşmaktan başka bir şey artırmış olmaz’ buyurmuştur. Onun için İbnü Mes’ud Hazretleri demiştir ki: ‘namazını gereği gibi yerine getirmeyen Allah Teâlâ’dan uzaklığı artırmaktan başka bir şey yapamaz.’ Bunun sebebi, çünkü namaza itaat, onun sınırlarını gözeterek hakkıyla kılmaktır. Onun sınırında ise açık ve gizli bütün kötülüklerden men ve alıkoyma vardır.”

7. Namaz, günahlara kefarettir: “Gündüzün iki tarafında (öğle ve ikindi vakitlerinde) ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde (akşam, yatsı ve sabah vakitlerinde) ise namazı hakkıyla eda et! Muhakkak ki iyilikler, (büyük günahlardan kaçınmak şartıyla) kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir nasihattir.” (Hud 114)
Efendimiz (saa) bu mevzu hakkında şöyle buyurmuşlardır: “namazlar büyük günahlardan kaçınıldığı sürece aralarındaki küçük günahlar için birer kefarettir.” (Müslim)


“Bizler günah yüklerimizi gitgide ağırlaştırıyoruz. Ancak kıldığımız farz namazlar kendisinden önceki günahların kefareti olur. Ama daha sonra günah yükümüzü bir daha çoğaltırız. Ondan sonra kılacağımız namaz da onun için kefaret olacaktır. (Kenz)
2/ORUÇ;

Diğer ilahi dinlerde olduğu gibi, İslam dininin özellikle önemsediği ibadetlerden biri de oruç tutmaktır. İslam dininde teklif (buluğ)çağına ulaşıp, hastalık ve yolculuk gibi mazereti olmayan her Müslüman’ın Ramazan ayında oruç tutması farzdır.
Ey inananlar, kötülüklerden, şüpheli şeylerden korunmanız için oruç, sizden öncekilere farz edildiği gibi size de farz edilmiştir. 
Oruç, sayılı günlerdedir. İçinizden biri hastalanır yahut yolda bulunursa orucunu yer, sonra başka günlerde, o yediği gün sayısınca oruç tutar. Kime oruç zor gelirse her gün için bir yoksulu doyurur. Hayır, için verdiği şeyi çoğaltırsa bu da kendi hayrına. Fakat bilseniz oruç tutmanız, sizin için daha hayırlıdır.
Ramazan ayı, bir aydır ki insanlara doğruyu bildiren, doğruluğa ait apaçık delillerden ibaret olan, hakla batılı ayırt eden Kur’ân, bu ayda indirildi. Sizden kim, bu aya erişirse orucunu tutsun. Hasta olan ve yolcu bulunan, hastalığında, yolculuğunda orucunu yer, sonra yediği günler kadar tutar. Allah sizin için kolaylık diler, güçlük değil. Bu da sayıyı tamamlamanız, Allah'ın size doğru yolu göstermesine karşılık onu ululamanız içindir, böylece de ona şükretmiş olabilirsiniz.(Bakara/183.184.185)
1- İmam Bakır (a.s): "Her şeyin bir baharı vardır, Kuran’ın baharı da Ramazan ayıdır."

2- İmam Ali (a.s): "Ramazan Allah'ın ayı, Şaban Resulullah'ın ayı, Recep benim ayımdır."

3- Resulullah (s.a.a): "İnsan, ramazan ayının faziletini bilseydi, yılın hepsinin ramazan olmasını isterdi."

4- İmam Sadık (a.s): "En iyi (faziletli) cihad sıcak havada oruç tutmaktır."

5- Resulullah (s.a.a ): "Gökyüzünün kapıları Ramazan ayının ilk gecesi açılır ve son gününün gecesine kadar kapanmaz."

6- İmam Sadık (a.s): "Kim ramazan ayında (Allah'ın kitabından) Kuran’dan bir ayet okursa, diğer aylarda Kur'an hatmeden kimse gibidir."

7- Resulullah (s.a.a): "Cennet, her yıl ramazan ayının gelişiyle süslenip ziynetledir."

8- İmam Sadık (a.s): "İnsanın başına bir bela (musibet ) geldiği zaman oruç tutsun."

9- İmam Zeynelabidin (a.s): "Selam sana olsun ey Ramazan ayı ki, hiç bir ay seninle fazilette yarışamaz."

10- Resulullah (s.a.a): "Cennet dört kişinin özlemini çeker, .biri de ramazan ayında oruç tutandır."

11- Resulullah (s.a.a): "Ramazan ayı bütün ayların, Kadir gecesi ise bütün gecelerin efendisidir."

12- Resulullah (s.a.a): "Kim Ramazan ayını oruçlu geçirir ve haramlardan ve iftiradan sakınırsa, Allah ondan razı olur ve cenneti ona farz kılar."

13- Hz. Peygamber efendimiz (s.a.a) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: "Her kim ramazan ayını susarak oruç tutar da, kulağını, gözünü, dilini, şehvetini ve vücudunun organlarını yalandan, haramdan ve gıybetten Allah'ın rızası için korursa, yüce Allah onu kendine yakın kılar, öyle ki o adam Hz İbrahim Halilullah'a (onun makamına) erişir ve onunla birlikte olur." 

14- İmam Bakır (a.s): "Ramazan ayının diğer aylara üstünlüğü Resulullah'ın diğer peygamberlere üstünlüğü gibidir."

15- Resulullah (s.a.a): "Ramazan ayı öyle bir aydır ki, başlangıcı rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem ateşinden kurtulmadır."

16- İmam Ali (a.s): "Oruç, kul ile Yaradanı arasında bir ibadettir, Allah'tan başka kimse onu bilemez."

17- Resulullah (s.a.a): "Her şeyin bir kapısı vardır, ibadetin kapısı da Oruçtur."

18- Resulullah ( s.a.a.): "Oruç sabrın yarısıdır."

19- Resulullah (s.a.a) (Sahabeden birine hitaben): "Oruç tut; çünkü oruç gibi bir ibadet yoktur (onun yerini tutacak bir şey yoktur)."

20- Resulullah (s.a.a): "Allah-u Teâlâ buyuruyor: "İnsanoğlunun oruç hariç bütün iyi amelleri kendisi içindir; ama oruç benim içindir ve ben mükâfatını vereceğim."

21- İmam Ali (a.s): "İslam beş temel üzerine kurulmuştur; namaz, zekât, hacc, oruç, velayet."

22- Resulullah (s.a.a): "Oruç, cehennem ateşinden koruyan bir siperdir (kalkandır)."

23- Resulullah (s.a.a): "Üç amel Allah'ın rahmetindendir: Gece namazı kılmak, mu'min kardeşin halini sormak ve oruç tutmak."

24- Resulullah (s.a.a): "Allah-u Teâlâ melekleri oruç tutanlara dua etmekle görevlendirmiştir."

25- Resulullah (s.a.a): "Oruç tutanın uykusu ibadet, susması tesbih, ameli kabul ve duası müstecab olur."

26- Resulullah (s.a.a): "Oruç tutanın duası reddedilmez."

27- Resulullah (s.a.a): "Cennetin Reyyan adlı bir kapısı vardır; o kapıdan ancak oruç tutanlar girecektir."

28- İmam Kazım (a.s): "Oruç tutanın duası iftar vakti kabul olur."

29- Resulullah (s.a.a): "Oruç tutan bir kimse, kendisine hakaret edildiği vakit "Allah'ın selamı üzerine olsun ben bugün oruçluyum" derse, Alla-u Teâlâ buyurur: "Oruçlu kulum bana sığındı, onu cehennem ateşinden koruyup cennetime yerleştirin."

30- İmam Sadik (a.s): "Oruç tutan her mu'min sahur ve iftar vakitlerinde Kadir suresini okursa, bu iki vakit arasında Allah yolunda canını veren kimse gibidir."

31- Resulullah (s.a.a): "Oruç tutan kimsenin iki mutluluğu vardır; iftar vakti ve Kıyamet günü."

32- İmam Ali (a.s): "Her şeyin bir zekâtı vardır, bedenin zekâtı da oruçtur."

33- İmam Sadık (a.s): "Allah, orucu zengin ile fakir eşit olsunlar diye farz kıldı."

34- Hz. Fatıma (s.a.): "Allah, orucu ihlâsı sağlamlaştırmak için farz kılmıştır."

35- İmam Rıza (a.s): "Eğer sorulsa ki, neden Ramazan ayının orucu, bundan az veya fazla farz kılınmadı? Şöyle cevap verilir: "Çünkü bu, zayıf ve güçlünün gücünün yettiği bir miktardır."

36- Resulullah (s.a.a): "Bu ay Ramazan diye adlandırıldı; çünkü bu ay günahları temizler."

37- Resulullah (s.a.a): "Nefsimi elinde tutan Allah'a and olsun ki oruç tutan kimsenin ağzının kokusu Allah'ın yanında misk kokusundan daha iyidir."

38- Resulullah (s.a.a): "Oruç tutun ki sıhhatli (sağlıklı) olasınız."

39- Resulullah (s.a.a): "Kim ramazan ayını oruç tutar ve haramlardan sakınırsa, Allah onun geçmiş günahlarını affeder."

40- Resulullah (s.a.a): "Ey gençler, sizden kimin gücü yeterse evlensin; çünkü bu, gözün haramdan sakınmasını ve iffetin korunmasını sağlar. Kimin evlenmeye gücü yetmezse; oruç tutsun; çünkü oruç, cinsel arzuları kontrol etmede çok faydalıdır."



Kaynaklar:

1- Vesail-uş Şia, cilt.7, sayfa.218 / Bihar-ul Envar, cilt.93, sayfa.246.

2- Vesail-uş Şia, cilt 7, sayfa.366

3- Bihar-ul Envar, cilt.93, sayfa 344

4- Bihar-ul Envar, cilt. 93, sayfa 256

5- Bihar-ul Envar, cilt.93, sayfa 344 

6- Bihar-ul Envar, cilt.93, sayfa 341

7- Sefinet-ul Bihar, cilt. 2, sayfa 67

8- Meheccet-ul Beyza cilt. 2, sayfa 123

9- Sefinet-ul Bihar, cilt. 2, sayfa. 12

10- Mustedrek-ul Vesail, cilt.7, sayfa.400

11- Bihar-ul Envar, cilt. 40, sayfa. 54

12- Bihar-ul Envar, cilt. 93, sayfa. 346

13- Vesail-uş-Şia, cilt.7, s.117

14 Sefinet-ul Bihar, cilt. 2, sayfa. 123

15- Bihar-ul Envar, cilt.93, sayfa 342

16- Kısar-ul Cümel, cilt.1, sayfa 394

17- Meheccet-ul Beyza, cilt. 2, sayfa 122

18- Meheccet-ul Beyza, cilt. 2, sayfa 121

19- Bihar-ul Envar, cilt.93, sayfa 254, Muhaccet-ul Beyza cilt. 2, sayfa 121

20- Erkan-ı İslam (Oruç) Selman Ğaveci, Sayfa. 16

21- Bihar-ul Envar, cilt.93, sayfa 257, Meheccet-ul Beyza cilt. 2, sayfa 121

22- Meheccet-ul Beyza, cilt. 2, sayfa 123

23- Bihar-ul Envar, cilt.93, sayfa 257

24- Meheccet-ul Beyza, cilt. 2, sayfa 123, Bihar-ul Envar cilt.93, sayfa 253-255

25- Meheccet-ul Beyza, cilt. 2, sayfa 122, Bihar-ul Envar cilt.93, sayfa 248-253

26- Bihar-ul Envar, cilt. 93, sayfa 256

27- Bihar-ul Envar, cilt. 93, sayfa 252, Muhaccet-ul Beyza cilt. 2, sayfa 122

28- Sefinet-ul Bihar, cilt. 2, sayfa.64,

29- Vesail-uş Şia, cilt.4, sayfa.121, Sefinet-ul Bihar cilt. 2, sayfa.65

30- Sefinet-ul Bihar, cilt. 2, sayfa.67

31- Bihar-ul Envar, cilt. 93, sayfa 249

32- Nehc-ul Belağa, hikmetli sözler 131, Vesail-uş Şia, cilt.4, sayfa 3

33- Vesail-uş Şia, cilt.7, sayfa.3, Muhaccet-ul Beyza cilt. 2, sayfa 124

34- Bihar-ul Envar cilt.93, sayfa 368

35- Bihar-ul Envar cilt.93, sayfa 370

36- Bihar-ul Envar cilt.93, sayfa 367

37- Bihar-ul Envar cilt.93, sayfa 250

38- Meheccet-ul Beyza cilt. 5, sayfa 160

39- Sevab-ul Amal, sayfa 160

40- Sahih-i Muslim, cilt.4, sayfa 128.
3/ZEKÂT
Zekât mali bir farizadır. Şartlara haiz olan mükellefin, aşağıda sıralanan malların zekâtını vermesi farzdır. Gerekli şartlara haiz olduğu takdirde zekât verilmesi gereken mallar şunlardır:
Namaz kılın, zekât verin. Kendiniz için; Önceden ne hayırda bulunursanız onu, Allah katında bulursunuz. Şüphe yok ki Allah, yaptıklarınızı görür.
En’am (6) Ayet: 71 Ve 72

1-BUĞDAY
2-ARPA
3-ALTIN
4-GÜMÜŞ
5-HURMA
6-KURU ÜZÜM
7-DEVE
8-SIĞIR
9-KOYUN, KEÇİ
Bu dokuz şeyden birine sahip olan kimse, sonraki hükümlerde açıklayacağımız şartların gerçekleşmesiyle, bunların muayyen bir miktarını belirtilen yerlere vermelidir.
* Buğday gibi yumuşak ve arpa özelliğinde taneli bir tahıl olan "süt”ün[1] zekâtı yoktur. Fakat farz ihtiyat gereği [Yemen"in başkenti olan] San"a halkının yiyecek olarak kullandığı ve buğdaya benzeyen "ales"in[2] zekâtı verilmelidir.
ZEKÂTIN FARZ OLMASINDA GEREKEN ŞARTLAR
* Bir kimseye zekât farz olması için, zekât verecek kimsenin bulûğ çağına ermesi, akılı, hür ve malında tasarruf edebilir olması ve malın daha sonra açıklayacağımız nisap[3] miktarına ulaşması gerekir.
* [Altın, gümüş, deve, koyun ve sığıra zekât gerekmesi için bunların üzerinden tam bir yıl geçmiş olmalıdır. Dolayısıyla] bir kimse on iki ay sığır, koyun, deve, altın ve gümüşe sahip olduktan sonra onların zekâtını vermelidir. Fakat on ikinci ayın başından itibaren malı telef olacak bir şekilde kullanamaz; eğer öyle bir kullanımda bulunursa zâmindir; o maldan zekât ödemesi gerekir. Ama on ikinci ayda, elinde olmayan sebepler yüzünden zekâtın şartlarından bazıları yok olursa, onun üzerine zekât farz olmaz.
* Sığır, koyun, deve, altın ve gümüşe sahip olan kimse, çocuk olur ve yılın ortasında bulûğ çağına erirse, bu mallardan zekât vermesi gerekmez.
* Buğdayla arpanın zekâtı, onlara buğday ve arpa denildiği vakit ancak farz olur. Kuru üzümün zekâtı, ihtiyat gereği koruk olduğu zaman, hurmanın zekâtı ise ona "temr" denecek kadar kuruduğu zaman farz olur. Fakat buğdayla arpanın zekâtının verilme zamanı, onların harmanlanıp samandan ayrıldığı vakittir, hurma ve kuru üzümünki ise kurumalarından sonradır.
* Önceki hükümde açıkladığımız üzere buğday, arpa, kuru üzüm ve hurmanın zekâtı farz olduğu zaman, eğer zekât verecek kimse baliğ olursa, zekât vermek ona farzdır [aksi takdirde farz değildir].
* Sığır, koyun, deve, altın ve gümüş sahibi deli olur ve bu deliliği bir yıl boyunca devam ederse, zekât vermek ona farz olmaz. Ama bir kimse, yılın bir kısmında deli olur fakat sonraları aynı yılın içinde iyileşirse, eğer deliliği halkın; "Yıl boyunca akıllıydı." diyeceği kadar az olursa, ihtiyat gereği zekât vermek ona farzdır.
* Sığır, koyun, deve, altın ve gümüş sahibi bir kimse, yılın bir kısmında sarhoş olur veya bayılırsa, zekât ondan düşmez. Buğday, arpa, hurma ve kuru üzümün zekâtının farz olma zamanındaki sarhoşluk veya baygınlık hâli de, zekât verme mükellefiyetine engel değildir.
* Kendi malı olduğu hâlde, faydalanılması mümkün olmayacak bir şekilde gasp edilen malın zekâtı yoktur. Yine gasp olunan ziraatın zekâtı, gasp eden kimsenin elinde bulunduğu zaman farz olursa, tekrar sahibinin eline geçince zekâta tâbi olmaz.
-----------------------------------------------------------------------
[1]- [Sült; buğday renginde, arpagillerden bir yiyecek maddesidir.]
[2]- [Ales; kabuğu içinde saklanan bir nevi buğdaya benzeyen yiyecek maddesidir.] 
[3]- [Nisap; şeriatın bir şey için koymuş olduğu belli bir ölçü ve miktar demektir.]

4-HUMUS/Hakkullah/
Şartlara haiz mükellefin, yıllık giderlerini çıktıktan sonra geriye kalan kazancının ve keza yıllık giderden arta kalmasa da, maden ve define gibi, bazı belli şeylerin beşte birisini, Allah yolunda belli yerlerde harcamasına Humus veya Hakkullah denir.
Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor:
Ve iyice bilin ki ganimet olarak elde ettiğiniz şeyin mutlaka beşte biri Allah'ın ve Peygamberin ve yakınların ve yetimlerin ve yoksulların ve yolda kalmışlarındır. Allah'a inanmışsanız ve hak ile batılın ayrıldığı, yâni iki ordunun birbiriyle buluştuğu gün kulumuza indirdiğimize iman etmişseniz ve Allah'ın her şeye gücü yeter (Enfal/41)

İmamı zaman (a.f) kendi el hattıyla yazılmış bir yazısında şöyle geçer:
Allah'ın adıyla. Allah'ın, Meleklerin ve tüm halkın laneti ve nifrini bir dirhem kadar olsa bile ona helal olmayan bizim "Humus" hakkımızı vermeyene olsun. (Bihar-ül Envâr, C.93, S.185)
5-HAC;
Gerekli Şartlara haiz olan her Müslüman’ın ömründe bir defa hac ziyareti yapması farzdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur;
Şüphe yok ki ilk kurulan ev, Mekke'deki evdir. Kutludur ve âlemlere doğru yolu gösterir.
Oradadır apaçık deliller ve İbrahim’in durağı ve kim oraya girerse emin olur. İnsanlardan, oraya gitmeye gücü yetene, Allah için gidip o evi ziyaret ederek haccetmesi farzdır. İnkâr eden eder, Allah şüphe yok ki bütün âlemlerden müstağnidir. (Ali-i İmran 96/97)
6-CİHAD;
Allah yolunda kâfirlerle yapılan, ister taarruz, ister müdafaaya yönelik savaşa cihad denir.
Hoşlanmazsınız, size ağır gelir ama düşmanlarla savaşmak, size farz edilmiştir. Bazı şeyler vardır ki hoşlanmazsınız, fakat hayırlıdır size. Bazı şeyler de vardır, hoşlanırsınız, şerdir size. Allah bilir, siz bilmezsiniz ki.(Bakara 216)
Genciniz, ihtiyarınız, hep berâber savaşa çıkın ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda savaşın, bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.(Tevbe/41)
Sizinle savaşıp vuruşanlarla Allah yolunda siz de savaşın, vuruşun, fakat haddi aşmayın, zulmetmeyin. Şüphe yok ki Allah, haddini aşanları ve zulmedenleri sevmez.(Bakara/190)
Ehl-i Beyt fıkhında iptidai cihad (taarruz)ancak peygamber ve mahsum imamın emriyle farz olur. Savunma mahiyetindeki cihada gelince, erkek kadın, genç, ihtiyar herkese farzdır. Müslümanlarının canına malına karşı yapılan saldırıya karşı, bütün Müslümanların, canlarıda dahil olmak üzere, sahip oldukları her türlü imkanlarını ortaya koyarak savunma yapmaları farzdır.
7-8 İYİLİĞİ EMRETMEK –KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK
İnsanlara İyiliği emredip kötülükten sakındırmak İslam dininin önemle üstünde durduğu farzlardan biridir. Sağlıklı bir toplum ancak bireylerin böyle bir sorumluluk duygusuna varmasıyla sağlanır. Aslında bu iki farz İslam’ın getirdiği bütün değerlerin güvencesidir. Allah Teâlâ böyle bir topluluk oluşturmamızı şöyle emretmiştir;
İçinizde öyle kişiler bulunmalı ki onlar, sizi hayra çağırsın, size iyiliği emretsin, sizi kötülükten vazgeçirmeye çalışsın ve onlardır kurtulanlar, muratlarına erenler.(Al-i İmran 104)
9-10 TEVELLA-TEBERRA
Tevella ve teberra Allah’ın, Peygamberin ve Ehl-i Beyt’in dostlarıyla dost; düşmanlarıyla düşman olmak demektir. Bu iki fariza, insanın yaşamında çizgisini belirlemesi ve münafıklık hastalığından kurtulması anlamına gelir. Allah Teâlâ Kuran-ı Kerimde şöyle buyurmakta;
Ey inananlar, düşmanlarımı ve düşmanlarınızı dost edinip onları sevmeyin, onlara haber yolluyorsunuz ama onlar, size gerçek olarak gelen şeye kâfir olmuşlardır da Peygamberi ve sizi, Rabbiniz Allah'a inanıyorsunuz diye yurdunuzdan çıkarıyorlar; benim yolumda savaşmak ve razılığımı arayıp elde etmek için yurdunuzdan çıktıysanız, bu, böyle; siz, onlara sevgiyle sır veriyorsunuz ve bense sizin gizlediğiniz şeyi de daha iyi bilirim, açığa vurduğunuz şeyi de ve sizden kim bu işi yaparsa gerçekten de düz ve doğru yoldan sapmış, yolunu kaybetmiş gitmiştir.(Müntehine/1)
Ey inananlar, kâfirliği severler ve küfrü imana tercih ederlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi de dost edinmeyin ve içinizden kim onları severse onlardır zulmedenler. (Tevbe 23)
Allah'a ve âhiret gününe inanan bir topluluğu, Allah'ın ve Peygamberinin sınırlarına aykırı hareket edip onlara karşı gelen birisini sever bulamazsın ve isterse onlar, babaları yahut oğulları yahut kardeşleri yahut da aşîretlerinden olsun; onlar, öyle kişilerdir ki Allah, gönüllerine îman nasîp ve mukadder etmiştir ve onları, kendinden bir ruhla, îmanla kuvvetlendirmiştir ve onları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada ebedî olarak kalırlar; râzı olmuştur Allah onlardan ve razı olmuşlardır onlar da ondan; onlardır Allah fırkası; bilin ki şüphe yok, Allah fırkası, kurtulanların, muradına erenlerin ta kendisidir.(Mücadele/22)

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 1 yorum mevcut

    • Büşra nur 1 yıl önce yorumlandı

      çok uzun ama güzel

    GAZETE MANŞETLERİ
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ?Sitemizi araştırmalarınız için yeterli buldunuz mu?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV